ALMANCI YAZILIR ALAMANCI OKUNUR 3

Arkadaşımın bana ‘dile odaklan, iyi öğren’ demesinin nedenini bu zorlu geçen haftada anlamıştım. Ortaokulda Almanca eğitimi almıştım. Haftada iki saat ders görüyorduk, tahminen A2- B1 seviyesine kadar gelebiliyorduk. Almanya’ya gelmeye karar vermemle beraber internet üstünde uygulamalarla ve az sayıda da özel ders alarak 12-15 yaş arası öğrendiğim Almancayı hatırlamaya çalışıyordum. Kısa bir zamanda iyi yol almıştım, ama Almanca çok zor bir dildi ve konuşmadan pekiştirmek mümkün olmuyordu.

Almanya’da geldikten sonra 15 gün içinde mutlaka yabancı şubeye gidip, gelişinizi ve oturduğunuz yeri bildirmek zorundasınız, hatta aynısı köpek için de geçerli. Onların da kayıt olması ve vergi ödemesi gerekiyor. Arkadaşımın evi Bochum’da olduğu için bana yabancı şubede randevu aldılar ve kayıt yapmak üzere gittim. İngilizce başlayıp bu dilde sürdürmek istediğim konuşma, memurun ‘Almanca konuşmak zorundasınız’ uyarısı üzerine bölündü. Çok sinir olmuştum. Bak kardeşim vizeme, ne yazıyor, öğrenci, bak dahasında ne var, Sprachvisum. Yani niye gelmişim Almanya’ya, dil öğrenmek için diye içimden geçirirken, kırık saçma sapan birkaç cümle kurup derdimi anlatmaya çalıştım. Karşımda benim çabalamamla bayağı eğlendiği belli olan memur vardı. Almancamın ne kadar yetersiz olduğunu şöyle anlatayım, memur bana ‘Familienstand’ sordu. Türkçe karşılığı ‘medeni hal’ olan bu soruya, ‘babam annemle evli’ şeklinde cevap verdim. Artık eğlenmekten öte basbayağı gülmeye başlayan memurun ağzına bir tane çarpma isteğimi yutarak bir şekilde konuşmayı tamamladım. Çok iyi İngilizce bildiklerine emindim, ama asla yardımcı olmuyorlardı. Evet ben bu Almanca işini çok hafife almıştım.

Bundan iki gün sonra ev haberi gelmişti, neyse en azından bir şeyler yolunda gidiyordu.

Cumartesi sabahı gelen haberden sonra hakikaten keyfim yerine gelmişti. Bu sadece akşama kadar sürdü maalesef. Arkadaşımın eşi bu hafta sonu için Türkiye’ye gitmişti. Sabah ve akşam köpekler gezdiriliyordu, benim ayağım sakat olduğu için, sağ olsun arkadaşımın eşi bu görevi üstlenmişti ve tüm hafta boyunca sabah akşam köpekleri gezdirmişti. Ben Alex’e normalde hep göğüs tasması takarım, fakat arkadaşımın eşi köpekleri gezdirirken boyun tasması kullanıyordu. Hafta sonu kendisi Türkiye’de olduğu için köpek gezdirme işi bize kalmıştı. Ben de bahçeye çıktım, Alex’e tasmasını takarken kötü bir koku aldım, boynunda da bir ıslaklık vardı. Biraz detaylı incelediğimde boynunda enfekte olmuş bir yara olduğunu gördüm. Sanırım Alex hafta içi gezintilerinde boyun tasmasını fazla çekiştirmiş ve bir şekilde kendini yaralamayı becermişti. Boynunu yıkayamıyordum, çünkü tahmin edersiniz ocak ayında Almanya’da hava genelde 0 derece civarında olurdu. İçeri alamıyordum, eve girmesi yasaktı. Veterinere de götüremezdim, çünkü Cumartesi akşamıydı ve malum ertesi gün de Pazardı. Bütün gece uyuyamadım. Ben Alex’i hele de bu halde burada bırakamazdım. Başka bir çözüm olmalıydı mutlaka. Birçok Almanın da köpeği vardı, onlar nasıl bir ev buluyorlarsa, ben de bir yer bulurdum. Tutmaya karar verdiğim WG, tabi ki ortak yaşam alanı olduğundan köpek kabul etmiyordu, iptal edip başka yöntem bulacaktım, mutlaka bulacaktım.

Ertesi sabah arkadaşım uyandığı gibi, ev sahibine benim evi tutmaktan vazgeçtiğimi söylemesini istedim, şimdiye kadar ev sahibi ile hep kendisi görüşmüştü. Bu kararıma çok şaşıran arkadaşım, ‘hani evi çok beğenmiştin, ne oldu?’ diye sordu. ‘Benim içime sinmiyor, Alex’le beraber kalabileceğim bir yer bulmaya çalışacağım, sanırım onla beraber olmak bana daha iyi gelecek’ dedim. Bunun üstüne kendisi psikiyatrist olan arkadaşım ‘gel bir kahve içelim’ dedi. Kahveler eşliğinde bana ‘Gökçe, sen buraya dil öğrenmeye geldin ve buna çok iyi konsantre olmak zorundasın. Köpeğinde ufacık bir yara var diye şimdi onu bırakmak istemiyorsun, aslında köpeğin 1 haftadır depresyonda sen farkında bile değilsin. Onu çok umursuyor olsan en azından gündüzleri defterini kitabını alır bahçede ders çalışabilirdin, ama sen hiç ilgilenmedin. Şimdi de hasta oldu diye duygusal davranıp bulduğun evden vazgeçiyorsun. Düsseldorf’ta ev bulmak ne kadar zor bunu görmüş olmalısın. Bence çok yanlış bir karar veriyorsun’ dedi. Çok haklıydı. Ama bilmediği ya da anlayamadığı birkaç nokta vardı…

Benim için köpek sahibi olma kavramı onunkinden farklıydı. Gayet de köpeğimin depresyonda olduğunun farkındaydım, uzun süredir beraberdik Alex’le. Onun ne isteyip ne istemediğini biliyordum. İnsanlarla beraber olmak, akşam biz içeride otururken, bize katılıp bizimle vakit geçirmek istiyordu mesela. Sadece uzaktan bakıp, ay ne tatlı şey denmesini değil, başının okşanmasını istiyordu, temas istiyordu. Ama aramızda kalın bir cam vardı. Köpek sahibi olup ama ev köpek kokar endişesi nedeniyle, benim aile üyesi olarak gördüğüm köpeklerin eve alınmaması da ben anlayamıyordum. Ama kural böyleydi ve saygım vardı. Sadece bu kurallar bana uymuyordu. Biraz alışması için bilerek biraz uzak durdum ama Alex’in bu duruma uyum sağlayamayacağı belli olmuştu. O benim çocuğumdu ve düzgün bakılıp bakılmayacağından emin olamayacağım bir yerde onu yalnız bırakmayacaktım tabi ki.  Öğlene doğru ablamı da arayıp tuttuğum evden vazgeçtiğimi anlattım. Onlar da ilk başta anlam veremeseler de Alex’in fotoğraflarını gönderince durumu anladılar. Pazar günü sadece bir sonraki günü beklemekle geçti. Pazartesi sabah Alex’le veterinere gittik. Boyun bölgesindeki tüyler tıraş edildi ve altında enfekte, kıpkırmızı, kanayan bir yara meydana çıktı. Enfeksiyon tüm boynunu kaplamıştı. Veterinerde o kadar uslu durdu ki, veteriner hekim bile hayretler içinde, ‘çok şanslısınız, çok uyumlu bir köpeğiniz var’ demişti. Antibiyotik tedavisi alacaktı, Alex’in bahçede kaldığını, bahçede bir başka köpek daha olduğunu ve diğer köpeğin sürekli Alex’in yarasını yalamaya çalıştığını söyledim. Mutlaka köpekleri ayırın ve kuru-sıcak bir yere alın diye uyardı veteriner. Hemen arkadaşımı aradım, acaba Alex birkaç günlüğüne garajda kalabilir miydi? Böylece hem köpekleri ayırmış olurduk, hem de Alex kuru bir yerde olurdu. ‘canım, hani garajın önünde ayrı bir alan var ya, orda kalsın madem Alex’ dedi. Bahsettiği yer odun kırmak için kullanılan, yaklaşık 25metrekare büyüklüğünde, yağmurdan hiçbir şekilde korunamayan bir alandı. Yerde odun kıymıkları dolu alana Alex’in yatağını taşıdım, 1 saat içinde yatak da, Alex de sırılsıklam oldular. Ben bunlarla uğraşırken ablam da Airbnb üstünden köpekle kalabileceğim bir yer bulmaya çalışıyordu. Bu sırada haber geldi ve bir sonraki günden başlamak itibari ile 1 ay konaklayabileceğim bir yer bulmuştu. Tamam yarın gidiyorduk ve her şey çok güzel olacaktı, sadece son bir gün daha kalmıştı. Alex’in sırılsıklam bir şekilde ayrı kalması mı, yoksa diğer köpekle en azından ıslanmadan beraber kalması mı daha iyi olurdu. Varsın enfeksiyon bir gün daha ilerlesindi, -5 derecede ıslak kalması daha kötüydü. En azından bahçede sundurmanın altında yatardı. Akşam arkadaşım eve gelince Alex’le kalabileceğim bir yer bulduğumu söyledim. ‘Aaa ne çabuk gidiyorsun, ben daha uzun kalırsın diye düşünmüştüm’ derken dalga mı geçti, ciddi miydi valla anlamadım. Ama bu evde ters giden bir şeyler vardı, havaalanı dönüşünde arkadaşımın eşinin uyarısını biraz biraz anlamaya başlamıştım. Üniversite sonrası aradan geçen 20 yıl, bizi başka yönlere götürmüştü. Herkesin hayat hikayesi farklı, dediğim gibi insanlar dinamik varlıklar, ve hayatımızda yaşadıklarımız bizi şekillendiriyor. Ben de 20 yıl önceki Gökçe değildim, ben de değişmiş, farklı bir yöne doğru evrilmiştim. Ben sadece bu konuda çok hassas olduğum için biraz daha duyarlılık bekledim, çözüm bulma çabası veya bu konuda sadece fikir bazında destek bile yeterliydi. Mesela ‘istersen bir köpek kabul eden otelde birkaç gün Alex iyileşene kadar kal, sonra gelirsin’ gibi bir öneri bir alternatif olabilirdi. Buraya yeni gelmiştim ve köpekle nerde kalınır, nereye gidilir, neresi kabul eder, etmez bilmiyordum. 3 yıldır köpek bakıyorlardı, mutlaka benden daha iyi biliyorlardı. Dediğim gibi hassasiyetler farklı olabiliyor ve hayatınızda arkadaş olarak adlandırdığımız kişilerin en azından hassasiyetlerimize ve çözüm arayışlarımıza daha incelikli davranması gerektiğini düşünüyorum. Olmaması bende nefret ya da kızgınlık değil, sadece hayal kırıklığı uyandırıyor ve karşımdaki insana yüklediğim değeri tekrar gözden geçirmeme neden oluyor. Bu konu sonra düşünülecekti. Yarın gidiyordum ve toplanmam lazımdı. Ablamla beraber daha 1 hafta önce yerleştirdiğim bütün valizleri sabaha kadar teker teker tekrar topladım ve hepsini kilere indirdim.

Kalıcı bir ev bulunca alacaktım hepsini…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: