ALMANCI YAZILIR ALAMANCI OKUNUR 15

Sınavı geçmem sonrası online kutlamalar devam ediyordu tabii ki. Tam 18 ay geçmişti Almanya’ya geleli ve burada çalışabilmem için önümdeki en önemli engeli geçmiştim. Sınavdan sonra hafta içini Düsseldorf’un keyfini çıkararak geçirdim. Tabii ki bu süre içinde de boş durmadım ve NRW eyaletinde çalışabileceğim, asistanlık eğitimi veren hastanelerin listesini çıkardım. Eğer Bayern’de kalmak istemezsem, dönüşte nerelere başvurabileceğimin araştırmasını yapmıştım. Cuma günü yola çıktım akşam Dilingen’e varmıştım. Yeşim abla ile de kutlamamızı yaptık. Hafta sonu biraz gezip tozacaktık, pazartesi günü de beraber hastaneye gidecektik.

Hastanede ilk gün sonrası kafam çok karışmıştı. Şef çok tatlı biriydi ve diğer çalışan uzman ve asistanlar da oldukça arkadaş canlısıydı. Benim sadece üç kriterim vardı; huzurlu bir çalışma ortamı, ufak bir bahçesi olan veya herhangi bir parka yakın, evcil hayvan kabul eden bir ev ve havaalanına yakın olmak. Burası gerçekten küçük ve huzurlu bir çalışma ortamını sağlayabilirdi bana. Yeşim abla ile aynı hastanede çalışmak zaten çok büyük bir avantajdı benim için. Düsseldorf’ta şimdiye kadar herşeyi yalnız halletmekten çok yorulmuştum. Aileden birine yakın olmak beni çok rahatlatacaktı. Tek sorun burası havaalanına 2 saat mesafedeydi, bu da her istediğimde İstanbul’a gidip gelemeyeceğim anlamına geliyordu. Bir de evrak transferi sıkıntısı vardı. Çünkü alabileceğim çalışma izni sadece NRW Eyaletinde geçerliydi, başka bir eyalette çalışmak istersem evraklarımı taşımam gerekiyordu. Daha önce Avrupa denkliğim için bilir kişi yolunu tercih etmiştim, belki de evraklarım çoktan bilirkişiye gitmişti, bir- iki aya kalmaz cevap alacaktım. NRW’de başlattığım prosedürü kesmek istemiyordum. Çünkü gittiğim yeni eyalette bütün süreç sil baştan başlayacaktı. Akşam evde artısını eksisini düşündüm. Yine de NRW’de bir şansımı denemeliydim, eğer denemezsem kendimi daha kötü hissederdim. Perşembe günü mesai bitimi şef beni yanına çağırdı, daha önce Yeşim ablaya söylediği iş teklifini yineledi. Belki de birçok kişiye bu teklifi geri çevirmiş olmam delilik gibi gelebilir ama yine de NRW’de şansımı denemek istiyordum. Şef’e de aynı şeyleri söyledim, evrak transferi uzun sürecekti ve NRW’de başlattığım süreci yarıda kesmek istemiyordum. ‘Olsun sen yine de bir düşün, bizim kapımız sana her zaman açık’ dedi. Cuma sabahı toplantıda ise ‘bügun Frau Yilmaz’ı kandırmak için son günümüz arkadaşlar, belki akşam çıkışta sözleşme imzalar’ dedi. Cuma iş çıkışı ekiple vedalaştım, bu bir hafta bana ilaç gibi gelmişti. Daha önceki hastane deneyimim maalesef çok moralimi bozmuştu, ama burada geçirdiğim bir haftada kendime güvenimi toplamıştım. Hafta sonu Münih merkeze gidip, amcam ve yengemi ziyaret ettik. Güzel yemekler yedik, film izledik. Acaba ben doğru bir karar mı vermiştim? Aileye yakın olmak çok büyük avantajdı, ama yine de ben biraz daha bireysel takılacaktım.

Pazartesi günü Düsseldorf’taki evime döndüğüm gibi daha önce hazırlamış olduğum listeden hastanelere mail yazmaya başladım. Ben iş ilanlarına bakmamıştım, hastanelerin asistan doktora ihtiyaçları var ya da yok bilmiyordum. Asistan eğitimi verebilen neredeyse tüm hastanelere mail gönderdim. Zaten %70’i cevap bile vermeyecek, %20’si şu an ihtiyacımız yok diyecek, %10’undan görüşme randevusu alacaktım. Aynen tahmin ettiğim gibi oldu. Ama bekleyiş çok zordu. Bu arada benim için en büyük problem telefon görüşmeleriydi. Hastanelerden mail yoluyla geri dönüş aldığım zaman sorun yoktu ama bazı hastanelerin sekreterlikleri direkt telefon ile geri dönüş yapıyor ve kırık Almancamla bazen ne dediklerini anlamakta çok zorlanıyordum. Hatta iki hastanenin verdiği saati yanlış yazmış ve randevulara gitmek için henüz yola çıktığımda tekrar telefon almıştım. ‘Nerdesiniz?’. Türlü özürler dileyerek yeni randevu oluşturmuştum, ama ben onların yerinde olsam beni hayatta işe almazdım. Daha telefonda konuşulan saati düzgün kaydetmeyen adam hastanede nasıl doktor olarak çalışırdı. Bu arada Dilingen’den tekrar bir telefon almıştım, personel işleri beni aramış ve bana yeni bir iş teklifi sunmuştu. Acaba orada Oberarztin olarak çalışmak ister miydim? Kulaklarıma inanamamıştım, çünkü bu Türkiyedeki uzman doktor sıralamasının bir tık üstü oluyordu. Tabii ama ben henüz Approbation dediğimiz Avrupa denkliğimi bile almamıştım, bu sıfatla çalışamazdım. ‘Olsun siz asistan olarak başlarsınız, zaten Türkiye’de uzman doktor olarak çalışmışsınız, kısa zamanda evrak işleri hallolur, lütfen bu teklifi tekrar düşünün’ dediler. Yine sorular dolaşmaya başlamıştı kafamda, teklif çok iyiydi ama burada bir sürü başvuru yapmıştım. Biraz daha bekleyecektim.

İlk geri dönüşlerden biri Moers’ten gelmişti. 2 Temmuz’da görüşmeye gitmiştim. Şefin son dakikada işi çıkmış, bir gün öncesinden bana Mail atmıştı. ‘Ben maalesef görüşmeye katılamayacağım, ama iptal etmemize gerek yok, görüşmenizi Frau Saxe ile yapabilirsiniz’ diye yazmıştı. Ertesi gün hastaneye görüşmeye gittim. Görüşmem oldukça olumluydu. Frau Saxe bana önemli iki soru sormuştu. Önceki tecrübelerim ve neden bu hastaneyi istediğim. Önceki tecrübelerimi anlattım, doğum konusunda yeterli, hatta fazlasıyla tecrübem vardı, laparoskopik ameliyatlarda biraz eksiktim. Ne eksik ne fazla, ne isem onu söyledim. Neden Moers’ü istiyordum. Çünkü büyük bir hastanenin keşmekeşine girmek istemiyor, büyük bir şehre yakın, nispeten küçük bir hastanede çalışmak istiyordum. Huzurlu bir çalışma ortamı ve havaalanına yakın olmak istiyordum. Büyük şehirde oturup trafikte vakit kaybetmek istemiyordum, çünkü bir köpeğim vardı ve iş bulup yerleşik düzene geçince tekrar yanıma gelecekti. Bu cevaplar yeterliydi. ‘Bizim için uygun ama eğer burada çalışmayı düşünürseniz mutlaka ekibin kalanıyla tanışmak için bir gün Hospitasyon yapmanız gerekir. Siz düşünün müsait olduğunuzda tekrar gelin’ dedi. Bence görüşmem oldukça olumlu ve güzeldi. İyi bir his oluşmuştu içimde burasıyla ilgili. Ayın 17’sinde Düsseldorf Üniversitesi ile görüşmem vardı. Her ne kadar büyük şehirde olmak istemesem de Üniversite ayrıcalığı biraz aklımı çelmişti.

Bu görüşme sonrası Yeşim abla ile konuşmuştum. Burada Üniversiteler Türkiye’deki gibi değildir, çok çalışırsın, az kazanırsın. Sen zaten uzman doktorsun, üniversitenin sana katacağı ekstra bir şey olmaz, ama sen bilirsin, git bir görüş’ demişti. Düsseldorf Üniversitesi’nden aldığım geri dönüş mailinde ‘aslında şu anda asistan doktor ihtiyacımız yok, ama CV’niz oldukça dikkat çekici, şef sizinle görüşmek istiyor’ demişlerdi.  Görüşmeye gittim, şef oldukça sert biriydi. Aynı şekilde, tecrübelerimi ve neden Üniversiteyi istediğimi sordu. Tecrübelerim orada asistan doktor olarak çalışmak için çok yeterliydi. Üniversitede çalışmak ise fazla vaka görmek ve tecrübemi arttırmak için avantaj olabilirdi. ‘Daha önce mailde belirtmiştik, şu an için yerimiz yok ama 6 ay içinde asistan doktor kadromuz açılacak, isterseniz başlangıçta başka bir hastanede çalışın, sonra bize tekrar gelebilirsiniz’ dedi. Ama bence Almanca’mı yeterli bulmamış, kibarca ‘sen git bir yerde işi biraz öğren, sonra gel’ diyordu. Ertesi hafta bir günlüğüne Hospitasyona gitmiştim. Hastanedeki durum aynı Yeşim ablanın anlattığı gibiydi. Asistanlar sabah 7, akşam 6 çalışıyorlardı, ameliyata girme imkanları neredeyse hiç yoktu ve asistan sayısı oldukça fazlaydı. Anladığım kadarıyla ilk 2 sene kadar sadece kağıt-kürek işleri ile uğraşıyorlardı. Uzman olarak burada çalışmak çok keyifli olabilirdi ama asistan olarak burada çalışmak, dilim yetersiz olduğu için beni depresyona sürükleyebilirdi. En azından benim hissettiklerim böyleydi.

Bu görüşmeler sonrası İsmail bey ve Sumru hanım ile tekrar buluşmuştum. Müdavimleri olduğu Amfora’ya gitmiştik bir akşam yemeği için. Çarşaf çarşaf listelerimi çıkardım, buraya mail attım, dönmediler, buraya gittim iyiydi, kötüydü diye konuştuk. Tüm anlatacaklarım bittikten sonra Sumru hanım ‘Biz İsmail’le konuştuk, istersen sana bir alternatif daha sunabiliriz. Baktın iş bulamadın ya da süreç uzadı. İstersen bizle yarı zamanlı çalışabilirsin, böylece hem iş görüşmelerine devam edersin hem de bir taraftan izinlerinin çıkması ve Approbasyon sürecin hızlanır’ dedi. Tabii ki bu benim için inanılmaz bir teklifti. Bu teklifi sadece bana yardım etmek istedikleri için yapıyorlardı, hele bu dönemde kimsenin kimseye yapmayacağı bir iyilikti bu. Ama ben de onları hayal kırıklığına uğratmak istemezdim. Yıllarca kadın doğum alanında çalışmıştım, onların branşı ise çocuk hastalıklarıydı. Bana iyilik yapmak için beni yarı zamanlı da olsa işe alacaklar, ama aslında belki de hiç işlerine yaramayacaktım. Bunları söyleyince, ‘olsun anamnez alırsın, çocukların ölçümlerini yaparsın’ dediler. ‘Hem çocuklarla konuşmak çok daha kolaydır, Almancan da gelişir’ diye eklediler. Dediğim gibi bu devirde kimsenin kimseye yapmayacağı iyiliği görmüştüm İsmail bey ve Sumru hanımdan. Ama bu iyiliği gerçekten çok zorda kalmadıkça, mesela bana ‘iş bulamadın, hadi Ülkene dön’ falan denmedikten sonra kullanmayacaktım.  Mücadeleye devam, illaki ben de bir kadın doğum kliniği bulacaktım. Bu arada İsmail bey ‘Praksislere mail attın mı?’ diye sordu. Hiç aklıma gelmemişti, Almanya’da Praksislerde de asistan eğitimi veriliyordu. Ben ameliyathanede olmayı çok özlemiştim, belki de ondan Praksislere mail atmak hiç aklıma gelmemişti. Yemek esnasında hızlıca asistan eğitimi veren Praksislerin listesini buldum. Birkaçını İsmail Bey tanıyordu. ‘Bilemem yardım ister misin, istemez misin ama eğer istersen bu Praksislerden iki tanesini tanıyorum, senin için arayabilirim. Bunu referans olarak düşün, önceden birinin referansı ile görüşmeye gidersen iş bulma şansın artar’ demişti. Neden bilmem ama Moers’teki hastane çok hoşuma gitmişti, görüşmemde zaten en az bir gün Hospitasyon yapman gerekir demişlerdi. Önce orayı bir deneyecektim ama eğer olmazsa yardım isteyecektim. Almanca’da karnınla karar vermek diye bir deyim vardır, Türkçe karşılığı aşağı yukarı yüreğinin götürdüğü yere git gibi bir şey. Sumru hanım karnımla karar vermemi önermişti, çok da doğru söylemişti. Ben biraz sabırsızdım, Münih’ten döneli neredeyse 3 hafta olmuştu ve işler tahmin ettiğimden daha yavaş gidiyordu. Bu durumun adına Almanya deniyordu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: