ALMANYADA EHLİYET

Beni tanıyan herkes araba kullanmayı ne kadar çok sevdiğimi bilir. Özellikle İstanbul trafiğinde kimisi için eziyet olan bu durum benim için her zaman keyif olmuştur. Sıkışık trafik, akan trafik, şehir içi, şehir dışı hiç fark etmez benim için, direksiyonun başında her zaman sırıtarak oturmuşumdur.  Almanya’ya gelince maalesef bu durum değişti tabii. İlk altı ay 2-3 defa araba kiralamışlığım var, ama ilk altı ay geçtikten sonra maalesef mevcut ehliyetinizle burada araç kullanmanız yasak. Bana başta çok saçma gelen bu düzenlemenin aslında ne kadar doğru olduğunu şimdi anlıyorum. Tabi ki bazı evrensel kurallar olmakla beraber, her ülkede trafik kuralları değişkenlik gösterebiliyor. Hele kural denince Almanların bu konuda ne kadar HASSAS olduklarının altını çizmeden geçemeyeceğim. O ilk altı ay içinde araba kullanırken tonla kuralı ihlal ettiğimi ders aldıktan sonra öğrendim.

Şu sınavı da halledeyim, zaten daha araba almayı düşünmüyorum, e bisikletim de var derken, yüzyılın pandemisine denk geldik. Doğal olarak sürücü kursları kapandı. Zaten normal şartlarda 4-6 ay kadar süren ehliyet alma hadisesi yerini tam bir bilinmezliğe bıraktı. Sınavları geçtim, iş buldum derken, artık şu ehliyet işini aradan çıkartayım diye düşünerek, evimin karşısındaki sürücü okuluna gittim. Tabi ben başvurmadan önce sürecin bu kadar uzun olduğunu bilmiyordum, yahu nasılsa hallederiz diye diye süreci ertelemiş, yumurta kapıya dayanmadan bir girişimde bulunmamıştım. Çalışmaya başladıktan sonra dersleri ayarlamak benim için çok zor olacaktı. Sürücü kursuna gittiğim gibi kırık Almancamla ilk sorduğum soru ‘ne kadar sürer ehliyet almam?’ olmuştu. Sizin teorik dersleri ne kadar hızlı öğrendiğinize, pratikteki yeteneğinize bağlı gibi aldığım yuvarlak cevaplar sonrası, ‘yani 1-1,5 ayda hallolur mu?’ diye sorunca, ‘yok, mümkün değil, teorik sınava girmeniz bile 2 ayı bulabilir, korona’dan dolayı sınavlar ertelendi, şu an ekim’e kadar tüm randevular dolu’ cevabını aldım.

‘Tamam’ dedim, ‘diyelim çok çalışkan ve süper yetenekliyim, 2 ayda bu süreci bitirebilir miyim?’ dedim. ‘Valla zor, ama deneyin’ dediler. Haydi bakalım başlayalım o zaman. Almanya’da ehliyet alabilmek için öncelikle geçmeniz gereken teorik bir sınav var. Birçok farklı uygulamadan yaklaşık 1.300 tane soruyu ezbere bilmeniz gerekiyor. Ezbere diye özellikle söylüyorum, çünkü sınavı Türkçe yapmak isterseniz çeviri oldukça kötü, römork yükü, park süreleri, fren mesafesi gibi mutlaka ezberlemeniz gereken bölümler ve geçiş üstünlüğü, trafik kuralları gibi nispeten mantıkla çözebileceğiniz sorulardan oluşuyor. Her sorunun puanı farklı olmakla beraber en fazla 10 puan yanlış yapma hakkına sahipsiniz. 5 puanlı 2 soruyu yanlış yapmak demek, sınavı tekrarlayacağınız anlamına geliyor. Soru sayısı 30, yani neredeyse tama yakını doğru cevaplandırmanız gerekiyor. Birkaç evrak işinden sonra evde harıl harıl soruları çalışmaya başladım. Her sürücü kursunda farklı olmakla beraber, benim yazıldığım sürücü kursu kendilerinin yaptığı ön testi geçmeden sizin sınava girmenize izin vermiyordu. Sürücü kursunun istediği düzey ise 90 soruda 10 hata puanıydı. Yaklaşık 3 gün eve kapanıp tüm soruları kafama kazıyınca sürücü kursuna gittim. Yaptıkları ön testte sadece 1 yanlış yaparak gerçek sınava girmeye hak kazandım. En az 1 ay sonraya randevu alabilecektim, olsun bu da birşeydi. Bu arada teorik sınava geçmeden pratik derslere de başlayamıyordum maalesef.

Kursta inanılmaz bir şey oldu ve ‘bugün öğleden sonra için bir boş yer görünüyor, girmek ister misiniz? dediler. 3 saat sonra sınav kapısındaydım ve 0 hata ile sınavı tamamladım. Tam olarak 1 ay içinde en azından teorik kısmı halletmiştim. Hemen ertesi gün sürücü kursunun kapısına dayandım, hemen pratik derslere başlamak, mümkün olan en kısa zamanda pratik kısmını da halletmek istiyordum. Bir hafta içinde derslere başlayabileceğimi söylediler. İlk dersime tavşan gibi zıplayarak gittim, ne kadar da özlemiştim direksiyona geçmeyi. Almanya’da araba kullanmanın ilk başlarda çok stresli olduğunu söyleyebilirim, İstanbul trafiğinde bu kadar bunalmadım desem yeridir. Alıştıktan sonra çok rahat çünkü herkes kurallara uyuyor, ama biz kuralsız olmaya biraz alışmışız sanırım ve en zoru mevcut alışkanlıkları değiştirmek. Direksiyon hocam Türk’tü, en azından ana dilimde derslerin çok daha verimli geçmesine neden oldu.

Alışkanlıkları değiştirmek derken şöyle kısa bir örnek vereyim. Şehir içi trafikte giderken bir kavşakta kırmızı ışıkta durdum. Lamba yeşile dönünce doğal olarak vitesi taktım ve tam ilerleyecektim ki, hocam sert bir fren yaparak beni durdurdu. ‘Nereye gidiyorsun?’ dedi, ‘e, yeşil yandı ya’ dedim. ‘İyi de kavşak boş değil, sen ilerlesen bile o sırada ışık tekrar kırmızıya dönerse sen kavşak ortasında kalacaksın ve sağdan soldan gelen araçlar kavşağa giremeyecek, kavşak boşalana kadar sana yeşil de yansa beklemek zorundasın’ dedi. ‘Hocam, İstanbul’da yeşil yansa ve ben o lambadan geçmesem, arkadakiler iner, beni bir güzel döverler’ dedim. Cevap tabii ki ‘ama burası Almanya’ oldu.  İşte alışkanlık derken bu ve benzer şeylerden bahsediyorum. Bazı kuralları saçma ve 5 metrede bir tabela olmasını gereksiz bulmama rağmen, kural kuraldı ve ben yeni kurallara alışmak zorundaydım. 4 dersten sonra hocam ‘tamam, sınava hazırsın’ dedi, ama ben ısrarla 5. dersi de aldım.

Sınav günü kendimi çok hazır hissetmemekle beraber hadi belki geçerim umuduyla yine TÜV’ün kapısındaydım. Almanya’da ilk pratik sınavdan kalmak adettendir, kalırsam çok kafaya takmayayım diyerek kendimi henüz girmediğim sınavdan kalma ihtimalime karşı teselli ediyordum. Hocam daha önce beni bir konuda uyarmış ve ‘ilk defa ehliyet alıyor olsan ufak hatalarını görmezden gelebilirler, ama daha önce ehliyet sahibi olan, araba kullanmayı bilen kişilere karşı biraz daha toleranssız olabilirler’ demişti. 20 yıllık ehliyet sahibiydim, hata yapma lüksüm yok demek oluyordu bu.

Sınav müfettişi geldi, kimlik kontrolü tanışma sonrası araca geçtik. Hoca ile müfettişin kesinlikle tek kelimesini anlamadığım sohbetleri arasında bana sağa dön, sonraki ışıktan sola dön, şuradan otobana gir, bir sonraki çıkıştan çık şeklinde birtakım direktifler geldi. Bir defa sola dönerken ufak bir tereddüt yaşasam da, buraya kadar fena gitmiyordu sınav sanırım. Bir sokak arasında park et direktifi ile, aracı park ettim. Sonra tekrar devam komutu ve geri dönüş yoluna girdik. Daha önce okuduğum yazılardan biliyordum ki, olmayacak bir hata yaparsanız sınav o anda bitiyor ve yolun geri kalanını arka koltukta geçiriyordunuz. Demek ki her şey yolunda gidiyordu. TÜV’e tekrar girip aracı park ettikten sonra yaşadığım hafifliği anlatamam. Tam arabadan inecektim ki, müfettiş ‘bir kaza olursa ne yaparsın?’ diye sordu. Ne yaparım dururum mesela. Dururum, arkaya üçgen uyarı işareti koyarım, yaralı var mı diye bakarım, 112’yi ararım. Hiçbir cevabım memnun etmedi müfettişi. Eyvah dedim içimden ama hocamın çeviri yardımı sonrası ‘dörtlü ikaz lambasını yakarım’ deyince, sınavı geçtiğimin ispatı, bir A4 kağıdı elimdeydi. 

Sonuç olarak 2 ay tamamlanmadan yeni ehliyeti cebime koymuştum. Hep söylerim Almanya’da şans faktörü çok önemli diye. Bu kez şansım çok yaver gitmişti ve işe başlamadan yapılması gereken bir işin daha üstü çizilmişti. Sırada daha yapılacak çok iş var ama olsun hepsi sırayla…

ALMANYADA EHLİYET” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: